{rokbox size=|800 534|}images/stories/ikk/ikk-2.jpg{/rokbox}
Hızla demokratikleşme yolunda adımlar atılmalıdır. 1982 Anayasası değiştirilerek, tüm toplumsal kesimlerin katılımıyla eşitlikçi, özgürlükçü ve demokratik bir anayasa hazırlanmalıdır. Başta siyasal sistem bütün olarak demokratikleşmelidir. Siyaset üzerindeki her türlü vesayetin etkilerine son verilmelidir.
Krize, işçilerin, kamu emekçilerinin, çiftçilerin, dar gelirlilerin, meslek sahiplerinin, küçük esnafın, emeklilerin, gençlerin, kadınların, kent yoksullarının, köylülerin yani toplumun geniş kesimlerinin çıkarları doğrultusunda hazırlanmış bir “sosyal dayanışma ve demokratikleşme programı” çerçevesinde çözüm üretmek, Türkiye’nin geleceğinin güvencesi olacaktır. Üretimi ve istihdamı teşvik eden, iş güvencesini etkinleştiren, gelir dağılımı adaletsizliğini ortadan kaldıran ve emeği koruyan önlemlere öncelik verilmelidir.
Kamu İhale Yasa Tasarısı ile Önemli Hak Kayıplarına Yol Açılacaktır
TBMM Gündemindeki Kamu İhale Yasası’nda Değişiklik Öngören Tasarı ile Kamu İhale Sisteminin Serbestleştirilip, Kuralsızlaştırılması Amaçlanmaktadır. Tasarının Yasalaşması ile Mühendislik ve Mimarlık Hizmetlerinin Kamu Denetimindeki Fonksiyonu Geriletilecek ve Önemli Hak Kayıplarına Yol Açılacaktır. Aynı Şekilde Kamu Düzeni ve Kamu İhalelerine İlişkin Yerleşik Esaslar Bozulacak, Kamu İhale Kurumu ve Kurulu Zayıflatılacak, Yeni Yolsuzluk ve Usulsüzlüklerin Önü Açılacak, Haksız Rekabet Yaygınlaşacaktır Kamu alımlarında istenilen mal, hizmet ve yapıma ilişkin ödenen bedellerin kamu kaynakları ve esasen biz yurttaşlardan alınan vergilerle karşılandığı bilinmektedir. Dolayısıyla kamu hizmetlerinde kullanılacak mal, hizmet ve yapıma ilişkin işlerin gerçekleşme biçimi, yürütülüş süreci ve buna dönük harcamaların kamusal denetimi gereksindiği de açıktır. Bu sürecin ne kadar sağlıklı yürüdüğü tartışması bir yana, TBMM’de görüşülmekte olan “Kamu İhale Kanunu İle Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın, öncelikle kamu kurumları ve TMMOB’den görüş alınmaksızın TBMM’ye sevk edilmesi anlamlıdır.
Hükümet Neyi Satacağını Değil Neyi Satmayacağını Söylesin
Daha önce, Anayasa değişikliğinin Cumhurbaşkanı tarafından veto edilmesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarıyla engellenebilen ve kamuoyunda (2B) olarak bilinen Orman Vasfını Kaybetmiş Arazilerin satışı, kriz bahane edilerek bir kez daha TBMM’nin gündemine getirilmeye çalışılıyor.Orman vasfı yitirtilmiş arazilerin kamu mülkiyetinden çıkarılmasını amaçlayan girişim, kentsel yerleşmelerde bu alanların bir kısmının TOKİ ve Belediyeler tarafından stratejik kullanımını öngörürken, işgal altında olan alanların da işgalci kesimlere satışını öngörüyor. Bu çerçevede yaklaşık 10 ila 20 Milyar YTL arasında gelir elde etmeyi hedefleyen hükümet, girişiminin sadece 1981 yılı öncesinde orman vasfını kaybetmiş arazileri kapsadığını belirtmekte ve sonraki yıllarda vasfını kaybeden orman arazilerinin bu düzenleme dışında tutulacağını vurgulayarak ormanların tahribatı konusunda duyarlılık gösteren çevreleri rahatlatmaya çalışıyor. 2B kapsamındaki arazilerin satışı, mevcut hükümetin uzun süredir izlemekte olduğu kamu sektörünün ve kamusal değerlerin tasfiyesi programının bir parçasıdır. Kamu arazilerini sadece kaynak yaratma çerçevesinde değerlendiren bu anlayış, toplumu ve kentleri bir arada tutan kamusal mekanları ortadan kaldırarak toplumu ve kamusallığı tahrip etmektedir.
Hidrolik Geleceğimiz Piyasa Kurbanı
Ülkemizin hidrolik kaynaklarının bedelli-bedelsiz olarak santral kurmak üzere özel ellere bırakılması Anayasa’ya ve kamu yararına aykırıdır. 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu sonrasında hidroelektrik santral (HES) projelerine yönelik olarak sürdürülen rant dağıtım anlayışı, gıda şirketlerinden medikal şirketlerine, hatta spor kulüplerine kadar ehil olmayan çok sayıda tüzel kişiliğin HES yapmaya kalkışmasıyla sonuçlanmıştır. Çantacılar olarak anılan lisans simsarları türemiş; öyle bir düzeye gelinmiştir ki, kimliği belirsiz şirketler ilanlarla HES lisansı satın almaya çalışmaktadırlar.